10 Eylül 2012 Pazartesi

Cebeci tarihtir....



Kale'den sonra Ankara'nın en önemli simgeleri arasındadır.Gençlik Parkı,AOÇ,Gar,Kurtuluş Parkı,Kuğulu Parkı kadar değerlidir Ankara tarihi için.Bugünkü durumu malum;bakımsız,terkedilmiş görüntüsü içerisinde hayatta kalma savaşı veriyor.
Ankara'da spor müsabakalarının ilk olarak yapıldığı Cebeci Çayırı üzerine kurulmuştur.Hatta ilk nizami futbol sahası da buradaymış zamanında.1930'ların başında yapılan 19 Mayıs Stadı yetersiz kaldığından 1967 yılında ikinci bir stad için Cebeci Stadı'na karar verilir.
Cebeci Stadı, hem dış hem iç mimarisiyle ülkemizde bulunan birçok staddan çok daha farklı özelliklere sahiptir.Dışardaki geniş merdivenleri,bilet satanın sadece yüzünü görebildiğiniz gişeleri,iki katlı tribünleri vs.Kapalının o dik merdivenlerini tırmanarak en üstüne çıkınca nefes nefese kalırsınız,en azından ben kalıyorum.Maratondan maç izlemesi de epey keyiflidir.Yağmur yağdığında alt kata inersiniz mesela.Devre arasında balkonumsu dış bölümünde 15 dakika çay molası bir başkadır.Yine dış tarafta dolaşmaya çıkınca karanlık, burun titreten kokusuyla sadece tuvaletler kapalı olduğu zaman kullanıldığı belli olan alanlar ürkütücü gelebilir.Maraton tarafında yedek kulübeleri de tribünlere oldukça yakın olduğundan rakip takımın kulübesine sataşmak eğlencelidir.Arkadaşlarla arasıra gittiğimiz Demirspor'un maçlarında rakip takımın yedek kulübesinin üzerinden laf atardık;"hocam kravat olmamış",ısınan oyuncuya doğru "hoca seni niye oynatmıyor,sana gıcık olm bu hoca" ...
Stad mimarisi kadar bulunduğu bölge bakımından da farklıdır.Ankara'nın en eski ve en sert mahallelerinin bitişiğindedir.Ulaşımı kolaydır.Hele bugün etrafında hızla artan bina ve nüfus yoğunluğunda maç zamanları şehrin kargaşasından kaçacabileceğiniz nadir alanlardandır.
Ankaragücü 1980'lerde 19 Mayıs Stadı'nın tadilatı sırasında bir dönem maçlarını burada yapmış ve bu maçlardan unutulmazlarından biri 86'daki bugün sevgiyle andığımız çok değerli hocamız Ahmet Akçay'ın golüyle kazandığımız Bjk maçıdır.En son olarak Rıza Çalımbay'ın geldiği dönemde devre arasında Rizesporla hazırlık maçı yapılmıştı.Herkes kapalıda yerini almıştı,nostaljik tezahüratlar eşliğinde çok keyifli bir gün olmuştu.Ayrıca maçın ikinci yarısında bir oyuncu girmişti "kim lan bu" sorusuna bir başkasının cevabı "o mu,adı Umut mu neymiş,daha on yedi yaşındaymış bu bebe" olmuştu.Hey gidi Umut...
Birkaç sezon Ankara Demirspor maçlarını takip etmiştik,sırf stadı arada ziyaret için.Takımın zaten Ankaragücü'nden farkı yoktu;oyuncularu takip etmeye çalışıyorsunuz bir bakıyorsunuz devre arasında takımın yarısı değişmiş.Zaten öteki sene takım 3.lige düştü, eeee dedik Ankaragücü'nün ızdırabı yeter üstüne Demirspor ağır geldi dedik,bıraktık sonrasında.Yine de gideriz arada bir.Takım 3.lige düşünce stadın çaycısı bile gelmez olmuştu.Ama gittiğimiz maçlar esnasında tribünde değişik eski taraftar abileri görmek fırsatımız da oldu;bir Demirsporlu 50 yaşlarında abi vardır mesela, ak saçlı falan.Asla tribüne oturmaz,demir merdivenlerin üstünden rakip oyunculara ve hakeme tüm stadın duyacağı şekilde ana avrat,sülale bırakmaz küfür eder.Zaten toplasan 150-200 kişi olur,bütün stadda eko yapar sesi.Bir kaç sefer muhabbet için yanaşalım dedik hemen tersledi,tam sinir abidir kendileri.
Bir başka not ise Duygu ve Berkay'ın yazdığı kitabın kapak çalışmaları burada olmuştur.işte o kitabın kapağındaki resim Cebeci Stadı'nda tasarlanmıştır,o spreyle yazı yazan da Anıl'ın bizzat kendisidir.


Ankara'nın 3.lig takımları olan Ankara Demirspor ve Pursaklar halen maçlarını burada oynamakta.Gelen seyirci sayısı da birkaç yüzü geçmez.İşte bu yalnızlığı birilerini rahatsız etmiştir zaman zaman.1997'de dönemin spor bakanı Yücel Seçkiner ilk adımı atmıştı,dahiyane düşüncesiyle;"şehrin başka bir yerine 35 bin kişilik stadı yapana Cebeci Stadı'nı tapusuyla vereceğiz,üstüne alış veriş merkezi yapsın işletsin".Neyseki Cebeci Stadı bu ilk saldırıyı kazasız belasız atlatmıştı.Ardından Gökçek tarafından benzer girişimler devam etti,vaat edilen stadın büyüklüğü bu sefer 35 binden 50 bine çıktı.En son 2007 yılında belediye meclisinde karar alınmıştı "Sincan'a 50 bin kişilik stad yapılacak,burası yıkılacak" diye.Neyseki halen ayakta ama o tedirgin edici durumu her daim etmekte.Gökçek'e kalsa "şimdi oraya bir alt geçit yaparım,üstüne 8-10 katlı alış veriş merkezi,otoparkı ohh mis gibi,gelsin paralar" diye düşünüyordur.Ama bu işler böyle olmuyor ki;Cebeci Stadı gibi mekanlar bu şehre ruhunu veren yerler.Orada kaç kişinin,kaç neslin hatırası var.Kızılay'ın görüntüsü ortada,hele Gençlik Park'ını yıllardır viraneye çevirdiğin görüntü ortada.Gençlik Parkı'nda taa 1930'larda yapılan tarihi köprüyü yıktırdın ne oldu,eline ne geçti başkan??
Neyse bundan sonrası ağzımızı bozarız anca.
Ama yine de,son kez; Cebeciyi yıkanın....
Not:Biz yine de ihmal etmeyelim Cebeci Stadı'nı ara sıra ziyaret etmeyi.İkinci yarı başlayacak 3.lig playoff maçları burada oynanacaktır.Her ne kadar perşembeleri oynanacak olsalar da değişik takımlar gelecek;Ankra Demirspor ve Pursaklar'ıın da olduğu yükselme grubunda İzmirspor,Göztepe,Maraş,Hatay,Lüleburgaz gibi renkli takımlar bulunmakta.

Sokak Fanzin sayı 1,3 Şubat 2009

Deplasman,Denizli,Votka,Mercimek,Palmiyeler....





Saat 24 suları,Gençlik Parkı önü;
"-Selamın Aleyküm
-Aleyküm Selam
-Merhaba
-Merhaba"
ben- ozzyyler nerde,Anıl,Sıtkı,Sebo,Ahmet???
berkay- Anıl nöbetteymiş,Ozzyy'nin ve Sebo'nun işi çıkmış,Sıtkı'nın kafası bozukmuş.
Ben- ozzyy daha dün akşam radyoda sensiz deplasman otobüsü kalkmıyormuş diye gaz veriyordu bize,Anıl da sanalda estiriyordu.
berkay- ......
ben- neyse....
berkay- ama sabah araba yapacaklarmış"
..........
yolluklar hazırlanır;
"ömer-ne içelim osman?
osman-votka.
ömer-iyi bi yetmişlik alıyorum.
osman-tamam.
Sokak-biz bu minibüse sığmayız.
osman-hele bir herkes binsin arabaya sayalım.bindik mi,4-5 kişi de sıkışsın biraz,heh tamam.
kaptan-böyle olmaz osman,ceza yeriz.polatlı'da çeviriyorlar.
osman-yemeyiz abi,her zaman gittiğimiz yol.
kaptan-valla yeriz osman.
osman-kaptan sen kafanı takma gideriz,konuşuruz biz,hadi sen devam et.
kaptan-yalnız gençlere söyle de yere çöp,izmarit atmasınlar.turist taşıyorum bununla,hadi sigara içsinler ama sakın yere atmasınlar.
ömer-beyler arabayı pisletmiyoruz,kimse yere çöp atmasın.
Sokak-tamam,sen merak etme ömer abi."
polatlı'ya yaklaşılır.
"osman-votka bitti mi ömer??
ömer-bitti,polatlı'da alalım."
yola çıkılır polatlı'da azalan içki sorunu tekrar halledilir.
bitmeyen tezahüratlar eşliğinde yola düşülür.
"uğurcan-yeni beste yaptım dinleyin.
serkan-sen başlat bakalım.
ben-beyler biraz daha alçak sesle bağırın,uyuyan arkadaşlar var (haftada bir gün uykumuz var zaten,millet çoluk çocuk sahibi oldu biz deplasmana gidiyoruz.bebeler de bi susmadı ak)
berkay-hakan abi gel gel,emok'un montuna kusmuşlar.
ben-hadi ya,dur bakayım,of offf,bi gram etrafa da sıçratmamış.
berkay-yeni almıştı montu da.
ben-markaymış da üstelik.zorla getirdik elemanı da,kaptana söyle dursun yıkayalım bir yerde."
Afyon civarı
"-acıktık ya duralım mercimek içelim"
sabah 6.30 stada varış.pazar sabahı in cin top oynayan şehrin stadının civarında bir işportacı abi
İşportacı abi-gençler ne maçı var,nerden geliyorsunuz?
Sokak-biz Ankaragüçlüyüz abi,sen Denizlili misin yoksa?
İşportacı abi-ne denizlisi,onların a.... koyarsınız inşallah.
Sokak-eyvallah abi,kolay gelsin sana."

kaptan-ya arkadaş o kadar söyledim,izmarit atmayın yere diye.şuna bir bakın Allah'ını severseniz,yapılır mı bu??
herkes-lan olm kim attı izmariti yere.kaptan sen merak etme şimdi temizleriz.
kahvaltı için bir kahveye oturulur.kağıt,okey derken;
"ben-berkay ne oldu anıl'ı aradın mı çıkmışlar mı yola?
berkay-telefonu kapatmış.
ben-.....


minibüste kalan cevo'dan telefon gelir;
"cevo-abi polis geldi,herkes buraya gelsin diyorlar
osman-polisi ver bana,merhaba,amirim mi diyeyim memurum mu diyeyim,yani hitap bakımından?hah tamam o zaman amirim bakın ben akrabalarımın evindeyim,arkadaşlar pamukkale'de,sıkıntı olmaz sen merak etme,denizli bizim kardeşimiz zaten"

saat 10.30 civarı

Sokak-içmeyek mi,içelimmmm.
denizlili yardımsever amca-gençler demek hepiniz Ankara'dan maç için geliverdiniz (Egeli şivesiyle).Size içeceğiniz bir yer bulayım.ama içmeseniz olmaz mı,gençler içiveriyorlar sonra olay çıkarıveriyolar.
Sokak-yok dayı sen merak etme biz alışığız"


şehir turu;
"emrahcan-berkay abi şunlar yapma ağaç mı??
berkay-yok,canlı onlar,palmiye ağacı.
10 dk sonra
emrahcan-aynı yapma ağaç gibiler,allah allah..."
stada gidiş, Sokak;
"-berkay abi bi milyon var mı?
-herkes de burdaymış,kemal abiler otobüs yapmış.
-sol kapalı'nın geldiği şaban dayı'nın otobüsü polis parka çekmiş.
-taraftardan çok pankart var ak;tunalı kapalı,anti-x,genç güçlüler,sokak,sol kapalı.
cevo-pankartı asalım.
Sokak-yükseğe astın cevo,millet sahayı göremeyecek.
cevo-bi daha değiştirirsem s...ler,zaten asana kadar ebem s...di.
Sokak-iyi o zaman"
dönüş yolu,Sokak;
"-bir yerde duralım da votka alalım.
-acıktık ya,bir yerde duralım da mercimek içelim.
Uğurcan eşliğinde koro tekrar başlar tezahürata;
(ben-gelirken uyutmadılar,giderken uyutmuyorlar,evde olmak vardı şimdi ak)
Ankara'ya varış vedalaşma;
Sokak-hadi beyler görüşürüz.
......
“osman-ömer bir şişe daha votka vardı,o nerde?
ömer-beyler votkayı kim aldı,heh tamam burda.”
.....
Trabzon'da görüşmek üzere.

Sokak Fanzin Sayı 1,3 Şubat 2009

19 Ağustos 2012 Pazar

Ankara Birası

Osmanlı'da küçük işletmeler harici ilk ciddi düzeyde bira üretimi 1890'lı yılların başında İsviçreli Bomonti kardeşlerce başlar.Feriköy'de kurulan Bomonti Bira Fabrikası'nın ardından yıllar sonra diğer bir ciddi girişim devlet tarafından Ankara'da yapılır ama bu süreç biraz sıkıntılı ve yeni devletin tepe yöneticileri arasında olaylı olur.
Atatürk,Orman Çiftliği'nde bira fabrikasının kurulumuna izin verdiği ve yapımına başlandığı zamanlarda İsmet İnönü'nün eniştesi Kudüslü Abdürrezzak Bomonti Bira Fabrikası'nın idare meclisinde yer almaktadır.Bu yıllarda aynı zamanda Bomonti Fabrikası'nın Osmanlı'dan aldığı imtiyazın müdddeti sona ermek üzeredir.Kudüslü Abdürrezzak İnönü'yü etkileyerek Ankara Bira Fabrikası'nın kurulmasını engellemeye çalışır.İnönü fabrikanın yapım aşamasında Atatürk'e giderek kurulacak tesisin iktisadi olmayacağını söylereyek vazgeçilmesini ister.Atatürk durumu fabrikanın yapımından sorumlu Hasan Rıza Bey'e iletir.Ama Hasan Rıza Bey İnönü'nün iddiasının tam tersi konuşur ve yapıma devam edilir.Atatürk ile Hasan Rıza Bey arasındaki diyaloglar kimi aracılarca İnönü'ye iletilir ve İnönü kendisinden daha alt derecedeki memurların görüşlerinin kabul görmesine sinirlenir.Anadolu Kulübü'nde hızlıca içtiği viskilerin ardından Çankaya Köşkü'ne çıkar.Atatürk'ın rakılı yemekli sofrasına oturur.Sohbet esnasında Atatürk faydalı işler yapmadığını düşündüğü İnönü'ye bağlı ziraat vekilinin görevden alınmasını istemesiyle İnönü zamanının geldiğini düşünerek alkolün de etkisiyle çıkışını yapar;
"Haberim olmadan mütemadiyen vekiller istifaya mecbur ediliyor.Maruzatıma itimat edilmeyerek sözlerim başkalarından tahkik mevzuu oluyor.Devlet işlerine ait bütün kararlar sofrada veriliyor.Gayrimesuler işe karışıyor.Bu gibilerden korkuyorum!” Atatürk ise; “Ya..Demek böyle.Demek devlet işleri hakkında sofrada,yani sarhoşlukta kararlar veriliyor,demek istiyorsunuz.Öyle mi?Bu nasıl laf?Bu nasıl düşünüş?Bu ne cüret?Maksadını anlıyorum.Pekala.”

Bu kısa tartışmanın ardından Atatürk sofrayı kaldırtır ve yatmaya gider.Sabah olunca ise Atatürk-İnönü arasındaki devlet yönetimindeki ilişki bitmiştir.

Ankara Bira Fabrikası'nın ve bununla birlikta hamam,işçi konutlarının projesi İsviçreli mimar Ernst Egli tarafından yapılmıştır.Egli de kimi zaman Ankara'nın "nazım planını" hazırlayan Alman mimar Hermann Jansen birlikte çalışmıştır.

Fabrikanın tamamlanmasıyla birlikte bir yandan reklam çalışmalarına da başlanmıştır;genel olarak halkı bünyede ağır tahribat yaratan yüksek alkollü içkiler yerine biranın tüketmesine yönelik çalışmalar olmuştur bunlar.Bomonti Fabrikası'nın da Tekel'e devredilmesiyle bir süre sonra devletin ürettiği tüm biraların adı Tekel Birası olmuştur.Tekel Birası'nın üretimine Yozgat'ta kurulan yeni fabrikayla devam edilmiş,Ankara Bira Fabrikası'nda ise bira yerine Ankara Viskisi adı altında viski üretimine başlamıştır.

Tekel Birası acımsılığının yanında has arpa tadıyla her şeyden önemlisi rakiplerinin yarı fiyatıyla halk içkisi olmasının hakkını verdi ama ne yazıkki özel sektörle rekabet edemeyen devlet 1980'lerin sonuna doğru üretimine son verdi. Ankara'ya ait içeceklerin hikayesi de Çubuk Şarabı,Ankara Gazozu,Ankara Birası ve en son 2000'lerin başında Ankara Viskisi'nin piyasadan kalkmasıyla son buldu.

Kaynaklar: 1-Klıç Ali Anlatıyor-16.17.18-03.1952 Milliyet Arşiv

2-Atatürk Orman Çiftliği’nde Ernst Egli'nin İzleri: Planlama, Bira Fabrikası, Konutlar ve“Geleneksel” Hamam-Leyla ALPAGUT

8 Temmuz 2012 Pazar

Ankara Kitaplığı

Küçük Asya'nın Bin Yüzü: Ankara

Dost Kitabevi'nden Suavi Aydın,Kudret Emiroğlu,Ömer Türkoğu ve Ergi Özsoy'ların ortak yazarlığında çıkmış bugüne kadar yayınlanmış en kapsamlı Ankara kitabı.Ankara'nın coğrafik yapısını,tarihsel gelişimini,sosyolojik değişimlerini Paleolitik dönemden başlayarak Helenistik,Roma,Selçuklu,Osmanlı ve Cumhuriyet tüm tarihler boyunca bize anlatıyor,öğretiyor.Bir bilimsel kaynak olduğu gibi Ankara'ya dair ilginç olaylara da dışardan yazıları da Çerçeve Yazılar olarak kitabın aralarına serpiştirilmiş.Kitap aynı zamanda zengin fotoğraf içeriğiyle de dikkat çekici.Her Ankara severin kitaplığında olmazsa olmaz bir kitap diyelim kısaca.

Efsaneden Tarihe: Ankara Yahudileri

Beki L. Bahar'ın yazdığı bu kitap Pan Yayınları tarafından 2003 yılında yayınlanmıştır.Hem Ankara tarihini hem Ankaralı Yahudiler'in hayatını çok duru bir Türkçe ile anlatan güzel bir çalışma.Bugüne sadece birkaç Yahudi evinden ve saldırılardan ötürü yüksek duvarlarla çevrilmiş sinagogu kalan Ulus'taki 500 yıllık Yahudi Mahallesi'ni,Gençlik Park'ına dikilen ağaçların,Şengül Hamamı ve daha birçok hikayeyi Beki L.Bahar'ın anlatımıyla okumak çok keyifli.

Ankara Kabadayıları

Aynı isimde Halil Soyuer ve Kazım Dayıoğlu yazarı olduğı iki kitap var,sanırım ikisi aynı kitap ve gerçek olan kişi Halil Soyuer.Diğeri takma isim olsa gerek. Ben Kazım Dayıoğlu imzalı olanı okudum.Hacettepe mahallesinin merkezde olduğu Aktaş,Atıfbey,Çinçin ve Yenidoğan çevresinde geçen,Numune Hastanesi,cezaevi veya Cebeci Mezarlığı'nda sonlanan hikayeler,Sarı Veli,Kürt Cemali,Boşnak Selim,Kabadayı Mehmet,Karagöz Kemalleri öğrenmek için güzel bir kaynak.Yalnız kitapçılarda değil sahaflarda bulunabilir durumda olduğunu bilmelisiniz.

20'li yılların bozkır kasabası ankara
Burçak Evren'in yıllar yıllar önce Milliyet Yayınları'ndan çıkmış daha çok görsele dayalı kitabı.Bozkır ve kasaba ifadeleri Ankara için ne kadar sakat olsa da cumhuriyetin ilk yıllarının fotoğraflarını görmek için güzel bir derleme diyebiliriz.

Bir Zamanlar Ankara

Büyükşehir Belediyesince bastırlılan Ozan Sağdıç tarafından hazırlanan yine görsele dayalı Ankara'nın eski fotoğraflarının yer aldığı daha çok albüm tarzında bir kitap.

Ankara'da Sinemalar Vardı

İnal Karagözoğlu'nun bir sinema emekçisi olan Behiç Köksal'ın anılarını yazıya döktüğü önemli bir kitap.Ankara'nın özellikle Sakarya Açık Hava ve Büyük Sinema gibi eski sinemalarında yaşanılan hatıraları okumak oldukça etkileyici.

İki Şehrin Hikayesi:Ankara-İstanbul Çatışması

Ankara'nın başkent olmasıyla başlayan çatışmanın farklı yazarların farklı tarafları savunan yazılarının Seyfi Öngider tarafından derlenen Aykırı Tarih'in yayınladığı bir kitap.Makale sahipleri olarak Orhan Koloğlu,Metin Çulhaoğlu,Tevfik Çavdar,Mehmet Altan,M.Ali Kılıçbay,Ahmet Çakmak,Yusuf Eradam ve Veysel Sarısözen var.İstanbul merkezli medya ve sermaye tarafından oluşturulan bozkır,dünkü kasaba,devletin olumsuzluklarının simgesi çevresinde gelişen tartışmaları okumak güzel.

Kürdün Meyhanesi

Fahir Aksoy'un Can Yayınları'ndan çıkan 1950lerin Ankara'sından bir mekanın hikayesi.Ulus Posta Caddesi'nde olan ama bugüne kalmayan,asıl ismi Yeni Hayat Lokantası olan ama Kürdün Meyhanesi olarak nam salmış Ankara'nın siyasi ve sanat çevresince bir dönem meşhur mekanı.Kimler takılmamışki;Orhan Veli,Cahit Sıtkı,Çetin Altan,Cihat Burak,Fikret Otyam,Ceyhun Atuf Kansu,Mehmed Kemal ve daha niceleri.Müdavimlerinden ötürü sivil polisi eksik olmayan bir mekan ayrıca.Orhan Veli Montör Sabri şiirini de burada yaşananlardan ötürü yazmıştır.Mutlaka okunması gereken bir Ankara mekanının hikayeleri.

Yenişehir'de Bir Öğle Vakti

Genç yaşta yitirdiğimiz özgün ve duru diliyle önemli yazarlarımızdan Sevgi Soysal'ın 1970lerin Ankara'sında geçen romanı.Adana Cezaevi'nde kaldığı zaman içerisinde arkadaşlık,dostluk,kardeşlik ilişkileri,siyaset,namus temalı bu romanı 1974 Orhan Kemal ödülünü de almıştır.

Ankara

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yazdığı bu roman cumhuriyetin ilk yıllarının Ankara'sından kesitler sunuyor.Cumhuriyet ile birlikte kadının gelişen rolü,modernlikle birlikte gelen çıkar ilişkilerinin Ankara özelinde konu ediniyor.

Ve diğerleri;

Cumhuriyet'in Ütopyası:Ankara-Funda Şenol Cantek-Ankara Üniversitesi Yayınevi

Ankara 1920-Celal Hafifbilek-Telos Yayıncılık

İlkçağda Ankara-Afif Erzen-Türk Tarih Kurumu Yayınları

Antik Ankara-Haluk Sargın-Arkadaş Yayınları

Ankara,Mon Amour!-Şükran Yiğit-İletişim Yayınevi

Sanki Viran Ankara-Funda Şenol Cantek-İletişim Yayınevi

Yitik Kent Ankara-Gültekin Emre-Heyamola Yayınları

Kadın Öykülerinde Ankara-Efnan Dervişoğlu-Sel Yayıncılık

Başka Kent Ankara-Feridu Büyükyıldız-Phoenix Yayınevi

Yaban'lar ve Yerliler Başkent Olma Sürecinde Ankara-Funda Şenol Cantek-İletişim Yayınevi

Burası Ankara-Kurthan Fişek-Phoenix Yayınevi

Ne demek Ankara:;Balgat,niye Balagt!?-Önder Şenyapılı-ODTÜ Yayıncılık

Ankara Tarihi I-II-Avram Galanti-Çağlar Yayınları

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Morluklar,Ahu Tuğba ve Boney M

"-Ahmet abi boynunda morluk var,bir şey mi oldu?
-Dün gece Ahu Tuğba ile yattım."
Bir gün kaldırımda oturuyorduk,Ahmet abi bize selam vererek dükkana doğru yürürken boynunda bir karartı gördük.Tabi hemen her gün kavga,çatışma gördüğümüzden olsa gerek biraz endişeli sorduk.Gülerek cevabını vermişti ama 7-8 yaşlarında çocuktuk daha o zamanlar,anlamadık tabi.

Ahmet abi ODTÜ'de öğrenciydi,gençti neşe doluydu.Top sakalı vardı,yakışıklıydı.Her ne kadar adı Ahmet olsa da Rum bir ailenin çocuğuydu.Kırtasiye dükkanlarını ilk açtıklarında mahalledeki milliyetçi abilerin desteğiyle (!) kendisiyle Allahsız komünist diyerek sohbetlerimiz başlamıştı.Sonra samimiyeti ilerlettik,dükkana babasına yardıma her geldiğinde bize takılır,sohbet ederdik.Bir süre de babamla (nereden öğrendiyse) aralarında Rumca küfür taşımacılığı yaptım,tabiki espirisine;
Ben-Babam sana şöyle dedi. Ahmet abi-Sen de git ona şunu söyle.
Ben-Baba,Ahmet abi sana bunu dedi.
Babam-Vay şerefsiz,sen de git şunu de.

Bir başka günse bize iki kaset verdi,biri o zamanın siyasileriyle dalga geçen komedi kaseti diğeri de Boney M'in içinde Rasputin şarkısı da olan kasetiydi.Kasetleri bir süre dinledikten sonra ne yazıkki her ikisine de radyodan defalarca şarkı kaydetme saçmalığını yaptım.

Sonra 12 Eylül oldu,mahallede gösteri yapan,bildiri dağıtan,sabahları polisin-askerin kontrolünde yazılarını silmek zorunda kaldığımız abiler ablalar görünmez oldu.Ahmet abiler de dükkanı kapatıp gittiler.Yıllarca görüşemedik ama yıl 1984'tü,haberini aldık.Ahmet abi evde tüpgazı açıp temelli gitmeyi tercih etmişti.Bilmiyorduk neden bunu yaptığını,ama yapmıştı gerçek olan buydu. İşte o gün bugündür ne zaman bir Boney M'in şarkısını duysak ailecek aklımıza gelir,önce hüzünle ama sonra gülen yüzünü düşünerek neşeyle dinleriz.

Not: İlk resim Grup Ekin'in ODTÜ'de ilk verdiği konserin biletidir.

11 Mayıs 2012 Cuma

Ulucanlar

Giriş ücretini ödeyip dar koridorlardan geçerek cezaevine giriyorum.Artık içerdeyim ve ikiyüzlülüğün tarihini gezmeye başlıyorum.Açık,kısa bir yoldan ibaret alanda Adnan Menderes Bulvarı yazılı bir tabelanın duvarda asılı olduğunu görüyorum.Ne alaka diye düşünerek devam ediyorum ve karşımda Hilton Koğuşu adı verilen iki katlı yapıyı geziyorum.Cezaevinin içerisinde farklı bir bina olan burası gerçekten diğer bölümlere göre Hilton ismini hakediyor.Yazar,gazeteci ve politikacılar genel olarak burada kalmış;Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi sol yazarlar,Bülent Ecevit gibi ortanın sağı politikacılar ve sağdan gazeteci,aydınlar.Ama ilgimi çeken diğer nokta da burada yatanların çoğunun bulvara ismi verilen Adnan Menderes döneminde yatmış olmaları.
Cezaevini gezerken diğer insanların konuşmalarına belki istemeden ama aslında ve mutlaka isteyerek kulak misafiri olunmalı.Bir abinin “işte Necdet Adalı şurda alttaki köşedeki yatakta yatardı” demesini,birkaç Ayaşlı teyzenin Deniz Gezmiş'in hayatını anlatan yazıyı okurkenki “bak gızzz,bizim toprağımızmış” demesini yine aynı teyzelerin Erdal Eren'in hayat hikayesini okurken “pekte gençmiş”demelerini ve diğerlerini duymak gerek.Ve adi suçluların anılarını....Tekrar vurgulayacak olursak diğer ziyaretçilerin anlattıklarına kulak misafiri olmakta mutlak fayda var.
Çoğumuzun bildiği üzere Yılmaz Güney Duvar filmini,Ulucanlar'da kaldığı dönemde tanık olduğu çocuk bölümündeki isyandan hareketle Fransa'da çekmişti.Yıllarca yasaklıydı,Türkiye'de ilk gösterimi ise 90'ların başında Ankara Film Festivali'nde olmuştu,o da tek gösterimlik izin alınarak.Dün gibi hatırlarım salon tıka basa doluydu,filmden çıktığımızda bir süre ağzımızı açamamıştık.Ama beni daha çok etkileyen filme konu olan çocuk koğuşundaki tecavüz ve işkence olaylarından aynı sebeple filmi izlediğimden bir hafta sonra gazetede okuduğum bir haberdi;Keçiören Islahevi'nde çocuk mahkumlar işkence ve tecavüz olaylarından ötürü isyan çıkarmışlardı.Ve 20 yıl sonra bugün Pozantı Cezaevi'nde yaşananlar gibi. İkiyüzlülüğün bir başka fotoğrafını koğuşları gezerken görüyorsunuz.26 Eylül 1999 Ulucanlar Katliamı olarak tarihe geçen olayların öncesindeki Hürriyet gazetesinin manşetlerini okuyorsunuz, "hapishane değil hücre evi" minvalindeki yazılar.Hani o tünel kazıyorlar diye devletin kendi hapishanesine girerek tünel bulamadan çıkan ama ardında 10 (on) insanın cesedini bırakarak çıktığı isyan bastırma girişimini (!).
Deniz'in,Yusuf'un,Hüseyin'in,Erdal'ın,Adalı'nın ve daha birçok insanın asıldığı kavağın gölgesindeki darağcının Devrimci 78'lilerin “o bizim hatıramızdır,vermezseniz çalacağız” tepkisinden sonra hücre içinde korumaya alınmasının trajikomikliği... En son cezaevini müzeye dönüştüren belediyemizin oluşturduğu satış bölümünü geziyoruz.Muhsin Yazıcıoğlu,Nazım Hikmet kupaları,anahtarlıkları vs.Son günlerin haberi olan,aynı dükkanda Deniz,Yusuf ve Hüseyin'e ait malzemelerin ailelerinin itirazları sonucu kaldırılmasıyla ilgili belediyemizce görevlendirilen prezantabl arkadaşla sohbet etmek istiyorum; Ben “Denizlerin ürünleri satılmıyor mu artık?” Prezantabl satış sorumlusu “Yok,bir iki haber çıktı sonra kaldırdık.” Ben “Ya kardeş yanlış anlama,senle bir derdim yok.Ama sence de tezat değil mi,sen devlet olarak adamları as sonra da burada kupasını sat” Prezantabl satış sorumlusu “O ürünleri para kazanmak için değil insanlar istedi diye sayın başkanımız yaptırmıştı.Hiç bir karımız yoktu zaten,o haberi yapan gazeteci kadın kendi de aldı.” Ben “haber yapmak için almıştır” Prezantabl Satış Sorumlusu “Yok yok ben biliyorum,evinde kullanmak için aldı” Ben “Peki” Son olarak girişteki ziyaretçi defterine girişte veyahut çıkışta gözatılmalı...

6 Mayıs 2012 Pazar

Ankara'dan Arkadaş geçti....

12 Mart öncesi bir yurt baskını sonrası başı gözü her bir yanı siyah mor içindeydi.Günlerce baskın sonrası bu siyahlığı taşıdı,yıllarca ağrısını çekti.Toplumcuydu ve bir o kadar bireyciydi.Zeki Müren'i seviniz diyerek o gün bugündür isyankardır toplumun genel kabullerine.
Bireyciliğinin yanında toplumculuğunun karşılığı olarak çektiği baş ağrılarının sonrasında bir gün,5 Mayıs 1973'te yol kenarında cansız bedeni bulundu.
Bursa doğumluydu ama ve belki daha çok Ankaralıydı,Ankaralı Dört Dörtlük şiiriyle.Sakalsız Oğlanın Tragedyası.Aşkla Sana,Ferhat,Merhaba Canım,Pencere,Sevdadır ve diğerleriyle hep ışıktır hayatımıza. Arkadaş'ı okuyunuz,elbet seveceksinizdir.

ANKARALI DÖRT DÖRTLÜK
Ankara vurulmuş bileklerime
Dumanlı hava, kurt kapanı, ciğerparem
Yaşayanlar unutmadı geçen kışı
Dumanlı hava, kurt kapanı, ciğerparem

İlkyaz mı bu hani nerde Ankara
Cılk yumurta akı kına yakısı
Sürgün hızı sürgün hızı yürektedir
Kavuniçi buğday tanesi, yanık yarası

Koş bire doru at koş bire doru at
Sürgün hızı yüreğime tak eder
Ben böyle Ankara’yı neyleyim
Sürgün hızı yüreğime tak eder

Doymadım doymadım adını anmağa
Oy benim canımın canı canım
Doymadan doymadan Ankara’ya
Oy benim canımın canı canım