25 Temmuz 2013 Perşembe
Kızılay,Portakallı Dayı,Ethem…
“Tekli koltuktaki-Ya bugün neden trafik böyle kalabalık?
Şoför-Çankırı günleri var AKM’de ondandır herhalde.
Tekli koltuktaki-Bizim Rize günleri en kalabalık günlerdir.Yok başka bir şey var.”
Rizelinin Çankırıyı ezmesine mi yanayım,Gökçek’in garip günler peşinden koşmasına mı sinirleneyim doğrusu ben de anlam verememiştim trafik yoğunluğuna.Neyse Sıhhıye’de dolmuştan indim arkadaşlarla buluşmak için Sakarya’ya girdim,oradan Ziya Gökalp’e ve malum buluşma mekanıydı hedefim.Sakarya’dan Ziya Gökalp’e girmemle “la noluyor” demem bir oldu.70-80 kadar siyah-yeşil bayraklı,anarşist kılıklı ve düşünceli arkadaşlar agresif hareketlerde bulunuyordu.Trafik akışı yoktu,aralarından geçerek malum mekana geldim ve çocuklara sordum “lan noluyor” cevap ise “abi mevzu bildiğin gibi değil” oldu.Biraz baktım caddeye Toma aracı sürekli ileri-geri gidip duruyordu cadde boyunca.Bir iki baktım sonra ben de caddeye olanları yakından anlamak,izlemek için girdim.Harbiden olanlar bildiğim,tahmin ettiğim gibi değildi.İsyan halleri söz konusuydu,bildiğin daha doğrusu icraatta pek bilmediğimiz ama hep temenni edile gelen isyan halleri.
Ziya Gökalp’te trafik yoktu çatışmalar nedeniyle.Kızılay’ın diğer bölgelerinde de sıkıntı olduğu aşikardı.Devletin gayet resmi kuvvetleri sözde korumakla görevli oldukları ülkenin insanlarına karşı müthiş bir direnç(!) gösteriyordu lakin.Devlet insanları için vardı lakin,öküz nerede dağa kaçtı misali.
İşte o sıralar sanırım ben ve arkadaşlarımın tribünlerden gelen alışkanlıktan olsa gerek ettiğimiz küfürlere çevremizden uyarı geldi “yoldaşlar küfür yok,küfür bize yakışmaz”.İlerleyen günlerde de feminist ablalardan cinsiyetçi,seksist küfürler ettiğimiz yönünde birçok uyarı geldi.Kendilerine sözden öte öyle bir amacımız olmadığını ifade etmeye çalıştık ama nafile.
İşte bizi uyaran o insanların başta Ethem Sarısülük en cesurlarımız,en korkusuzlarımız olduğunu sonradan öğrendik.Nerden bilebilirdik Ethem’le aynı alanda olduğumuzu,belki de yan yana olduğumuzu.
Yaşadığımız birçok renkli anlar da oldu.Bir gün çatışmaların en yoğun olduğu günlerden,2 Haziran Pazar günü olsa gerek iki elinde ikişer portakalla sarhoş bir dayı çıka geldi.Plastik mermilerin,biber gazı fişeklerinin insanların kafasının üzerinden vızır vır geçtiği,kiminin ciddi yaralandığı anlardı.Portakallı dayı,kendini mermi ve fişeklerden korumak için tam siperdeki öncü kuvvetlere seslendi “ herkes taş atmayı kessin,bırakın taş atmayı.şimdi hepsinin anasını s….m” diyerek önlere gitti ve görevini yerine getirdi.
Yine bir akşam Meşrutiyet’te bir arkadaş boş bira şişesini kağıt toplayıcı çocuğa vermek istediğinde çocuktan gelen tepki oldukça yerindeydi “bana ne veriyorsun,polislere atsana”.
Sonra günler günlere karıştı.Yok lan o olay Çarşamba oldu,Çarşamba değil Salıydı gibi muhabbetler döndü.
İsyankar çoğunlukla olan yaş farkından dolayı birçok duvar yazısı mevzusuna da sonra ayıktım Birgül abla mevzusu,GTA,winter is coming,sis atma o.ç. vs gibi.
Gösteriler boyunca bir çok duygunun en uç hallerini yaşadık;Ethem’in cenaze töreninde ailesinin evinin önünden geçerken “Anne ağlama evlatların burada” derken gözlerimiz doldu,yine Ethem’in cenaze törenine resmi kuvvetlerin tahammülsüzlüğüne duyduğumuz öfke,hiç tanımadığımız insanlarla en zor anlarda dayanışmayı,portakallı dayının kattığı neşeyi vs vs.En güzeli de daha çok araba geçsin diye düzenlenen geniş caddelerde dar kaldırımlara sıkıştırılan bizlerin yürüyebilmesiydi. Parklar,sokaklar,caddeler kısaca her şey insanındır,insan için olmalıdır.
Netice olarak bir daha öğrendik ki;özgürlük de ekmek su gibi olmazsa olmazlarımızdandır.
Not: Unutmayalım diye; http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=978
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Xozat Yolları
Tavlada hep yendi,çünkü hilebazdı zar tutardı.Yazı tura oynardık yazı derdim,tura gelirdi,tura derdim yazı gelirdi.Bilirdi oyunda hile yapmasını,çünkü Keçiören’in gecekondu çocuğuydu,kenar mahallelerin kahve ortamını bilirdi.Ama hiçbir zaman insanlara hile yapmazdı,yapmadı.
31 Mayıs günü Gezi Park’ına müdahaleden sonra Tunalı’da toplanılacağı haberinden sonra,bizim Ankaragüçlülerin herhangi bir durumda akıllarına ilk gelen pankart yapmak olduğu için pankartı yapmak için mekan aradık,tabi ilk aklımıza Mesken geldi.Biraz yerler batabilirdi,neyse Fuat’ın yanına geldik durumu izah ettik ve izin istedik, tepkisi gülerek “illegal olmak üzere her pankartı yapabilirsiniz” oldu.Gece boyunca bize yardım etti sonra.Ethem’in cenazesi için yaptığımız “yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler” pankartı için daha sonra yine oradaydık.
Haziran Direnişi’nin 2.günü 1 Haziran’da biz siper almışken o çıkagelmişti arkadaşlarıyla.Ziya Gökalp’te,daha Kızılay’girilmemişken atıldı en öne geçti,arkasında siper almış ve çok daha gerilerdeki ürkek insanlara “gelsenize,tamam aldık,hadi gelin” sesleriyle cesaretimiz oldu.
2 Haziran Pazar günü ise Haymana’ya Hıdrellez şenliklerine daha önceden planımız üzerine gittik beraber.Ama aklımız Kızılay’daydı.Vardığımızda ise çatışma haberleri gelmeye başlamıştı.Fuat’ın tepkisi yine benzerdi “hadi çabuk yiyin yemeğinizi,çocuklar çatışmaya başladı”.Sonra hızlıca Ankara’ya gittik ve beraber Kızılay’a girdiğimizde Fuat yine fırladı hiç düşünmeksizin en öne ve kaybettik birbirimizi.Daha sonra vurulduğunu ve kolunun kırıldığını öğrendim.Sonradan bana korkak diye takıldı,ben de ona beceriksiz diye takılmıştım.
Cenaze töreni için Batıkent Cemevi’ne gittiğimizde Alevi dedesinin konuşması herhangi ya da alıştığım bir din adamının konuşmasından farklıydı “binlerce defa ölüp yaşayacağız,her bir bitkide böcekte yeniden doğacağız” gibi konuşması ileri derecede felsefi,biyolojik anlamlar içeriyordu.
Aslında cenaze ile Hozat’a gitmeye pek niyetim yoktu,çünkü açıkçası gidiş-geliş çok uzaktı gözüm yemiyordu.Ama gidecek birkaç arkadaşın abi “geliyor musun” sözlerinin ardındaki gözlerindeki “gelsene” bakışı gitmem gerektiğini gösteriyordu ve “tamam” dedim.Çok da iyi oldu gitmem.Fuat’ın yoldaşları,arkadaşları da beni ayrı kolladı hep yol boyunca.Sigara içme yasağı kararı alındı ama “abi sen içebilirsin” dediler.Önce karşı çıktım herkesle ortak hareket edeyim dedim ama ne yazık ki onlardaki disiplinden bende eser yoktu.
Sonra çıktık Dersim yoluna,bizim haritada Tunceli diye bildiğimiz ama Dersimlilerin Dersim dediği yere doğru.İnsanın doğduğu,atalarının yaşadığı yerin ismini değiştirmenin ne demek olduğunu anlaşılması için çoğu insanın başına gelmeden öğrenmesi için Ora’ları bir görmesi lazım.Xozat ise Kürtçe de X’in H olarak okunması nedeniyle büyük oranda kurtarmıştı kendini,ama Fuat’ın köyünün asıl ismi olan Cemolar’ın Balkayalar olarak değiştirilmesinin ise herhangi bir sebebi yoktu,zaten devletlumuzun bir sebebe de ihtiyacı yoktu.
Fuat’ın Keno’nun,Fuat’ın tabiriyle Rutkay’ın hep çağırdığı Dersim’e böyle sebeple gitmek acıydı ama birçok şeyi de yerinde gördüm.Sabah,daha güneş doğmamışken Keban barajının kıyısındaki Pertek’e feribotla geçmek için vardığımızda Ana’nın Kürtçe ağıtları kendimi Yılmaz Güney’in filminde hissetmeme neden oldu,ama her şey gerçekti.
5.30 gibi Xozat’taydık,bizi bekleyen akrabalar hemen kahvaltı hazırladı.Daha sonra Mesken’den tanıdığım Orhan beni gezdirdi,geçmişten bahsetti.90’ları anlattı,günlerce evden çıkamadıklarını,tarlaya 7 kişinin gün boyunca çalışmaya gittiklerinde askerin sadece 5 ekmeğe izin vermesini,işkenceleri vs.
İlçenin görüntüsü ortadan geçen derenin iki yakası nedeniyle farklıydı,dere boyu ve civarı devlet tüm varlığıyla çökmüştü;emniyet müdürlüğü,jandarma komutanlığı,özel harekatı ve lojmanlarıyla.Karşıda dağın çorak yamacını ise coğrafyanın asıl sahiplerine bırakmıştı.Bir de devletlum bulunduğu yerin ardındaki tepeler karşısındaki halka ders anlamında çeşitli yazılamalar yapmış “At-Vur-Övün”,”Ne mutlu Türküm diyene” vs gibi.
Cenazeyi köye götürürken devletlum konvoyun arkasından gönderdiği akreple ince düşünceliliğini yine eksik etmedi.
Sonra,sonrası işte malum….
13 Eylül 2012 Perşembe
Cebeci günleri
Bir aylık Cebeci'de kiralık bekar evinde zorunlu ikametin hikayesidir.
Gazete ve internetten baktığım ve görüştüğüm kiralık oda ilanlarından sonra Cebeci'de evinin odalarını kiralayan biriyle görüştüm.Baktım ev temizce,muhit biraz sakat ama olsun dedim zaten yabancısı değiliz bu ortamların,ayrıca geçici süre diyerek iki gün sonra ev sahibini arayarak tamam anlaştık dedikten sonra çantalarımla eve geldim.Daha önce her şey dahil (kira,yakıt,elektrik ve su) 300 tl'ye anlaştığım arkadaş bu sefer kış tarifesi diyerek kira 350 tl dedi.Nasıl olur dedim hem ilanda 300 tl yazıyor hem ilk görüşmemizde de 300 tl demiştiniz diyerek itiraz etmeme karşın nazikçe inkar yolunu seçti “beyfendi yanlış anlamışsınız”.Neyse dedim gecenin vakti elimizde eşyalar zaten kaçacak bir yer yok hesabı öyle olsun diyerekten odama yerleştim.
Ertesi gün evin koridorunda hani arabaların arkasına asılan cinsten küçük bir Ankaragücü bayrağı gördüm.Kardeş ben de Ankaragüçlüyüm diyerek başladığım muhabbet arkadaşın Minti'yi tribüne ben soktum ve bir önceki günkü 300 tl'den 350 tl'ye artan kira muhabbetlerinin ardından “Denizin yok ama dümencin çok Ankara” özdeyişinin bir kez daha gerçekliğinin ispatı oldu benim için.
Evsaihibi bekar kırk küsurlarında internetten arkadaşlık sitelerinden hatun düşürmeye çalışan bir arkadaşımız.Bir gün ya senin kredi kartın var mı,ben sana nakit veririm arkadaşlık sitesine üye olacam demesine maalesef kardeş kredi kartı kullanmıyorum diyerek kendimce intikamımı aldım.
İlk zamanların ürkekliğinden olsa odaya girdiğimde kapıyı kilitleyerek oturdum bir süre,kilit de yalandan aslında.Sonraları ev ahalisiyle sıcaklığı yakaladım.Hele Amerika'da tır şoförlüğü yapan Şentepeli Şeref abi ile iyice kaynaştık.Şeref abi Türkiye'deki eşinden ayrıldıktan sonra Türk kadınlarına artan öfkesiyle birlikte ABD'ye yerleşmiş ve Amerikalı bir ablamızla evlenmiş,çoluk çocuğa karışmış,mutlu mesut bir hayat sürdürmekte ama bir yandan aklı hep memlekettedir.Onun için hem yatırım amaçlı ev almak hem gezme amaçlı yılda birkaç ayını memlekette geçirmektedir.Hayali,emekli olunca Amerikalı eşini alarak çocuklarıyla birlikte geri kalan hayatını memlekette sürdürmektir.
Apartman bir yanında pavyon,karşısında pavyon,çaprazında pavyon diğer yanında ise düğün salonu olan bir konumdaydı.Bilen bilir zaten Cebeci Dörtyol'un dörtbir yanı pavyonlarca zengin bir muhittir.
Bina girişinde caddede köfteci Haymanalı bir abiyle tanıştım.On numara ev yapımı köftesi ve koyun yüreği var,yolu düşünlere tavsiye olunur.Bir gün bu köfteci abinin oğlu “abi sizin bina kerhane" gibi sert bir cümle kullanmasına karşılık sakince “yok kardeş birinci katta bayan kuaför var,sana öyle geliyor” diye daha yumaşak cevapladım.Tabi o kuaföre civar pavyonlarda çalışan kadınlar geldiği için öyle düşünmüştü.Bir de bu kuaförden gelenlerle yandaki düğün salonundan çıkan türbanlı teyzeler bazen yanyana gelirlerdi,bir yurdum gerçeği olaraktan.
Bir pazar sabahı binada ikamet etmekte olan bir teyzenin binayı bir kaç şiddette sarsıcı sesiyle uyandım.Meğer mesele alt katlarda oturan bir emekli asker olan Azeri ablanın üstünde oturan öğrencilere isyanıymış.Öğrencilerin kapsında epey bir gür sesiyle binayı inletti güzelim Azeri lehçesiyle,tabi öğrenciler çıkmaya cesaret edemediler.
Bir başka pazar sabahı Cebeci Stadı'nın karşısındaki sarmaşıklarla kaplanmış mahalle kahvesinde kahvaltı yaparken 60-70 yaş aralığındaki amcaların sohbetine tanık oldum;
“bizim Recep'i duydunuz mu?Geçen gün sen malı (esrar) Diyarbakır'dan al dikkat çekmeyeyim diye Gaziantep'te başbakanın konvoyuna takıl.Sonra korumalar şüphelenmişler,yakalamış bu enayileri.”
Bir keresinde de evin karşısında bir marketten bira alırken biri geldi markete,sarhoş gibi konuşmaya başladı.Market sahibi “senin kafan güzel herhalde” dedi,o da "yok abi,ben oğlumu kaybettim kendimi cigaraya verdim" demişti...
Ankara'nın Cumhuriyet'in ilk yıllarında sadece üç bölgesinden biri olan Cebeci (diğerleri Kale bölgesi ve Etlik-Keçiören bağlar bölgesi) eski binalarının içerisinde çok farklı hayatları barındırmaya devam ediyor.
10 Eylül 2012 Pazartesi
Cebeci tarihtir....
Kale'den sonra Ankara'nın en önemli simgeleri arasındadır.Gençlik Parkı,AOÇ,Gar,Kurtuluş Parkı,Kuğulu Parkı kadar değerlidir Ankara tarihi için.Bugünkü durumu malum;bakımsız,terkedilmiş görüntüsü içerisinde hayatta kalma savaşı veriyor.
Ankara'da spor müsabakalarının ilk olarak yapıldığı Cebeci Çayırı üzerine kurulmuştur.Hatta ilk nizami futbol sahası da buradaymış zamanında.1930'ların başında yapılan 19 Mayıs Stadı yetersiz kaldığından 1967 yılında ikinci bir stad için Cebeci Stadı'na karar verilir.
Cebeci Stadı, hem dış hem iç mimarisiyle ülkemizde bulunan birçok staddan çok daha farklı özelliklere sahiptir.Dışardaki geniş merdivenleri,bilet satanın sadece yüzünü görebildiğiniz gişeleri,iki katlı tribünleri vs.Kapalının o dik merdivenlerini tırmanarak en üstüne çıkınca nefes nefese kalırsınız,en azından ben kalıyorum.Maratondan maç izlemesi de epey keyiflidir.Yağmur yağdığında alt kata inersiniz mesela.Devre arasında balkonumsu dış bölümünde 15 dakika çay molası bir başkadır.Yine dış tarafta dolaşmaya çıkınca karanlık, burun titreten kokusuyla sadece tuvaletler kapalı olduğu zaman kullanıldığı belli olan alanlar ürkütücü gelebilir.Maraton tarafında yedek kulübeleri de tribünlere oldukça yakın olduğundan rakip takımın kulübesine sataşmak eğlencelidir.Arkadaşlarla arasıra gittiğimiz Demirspor'un maçlarında rakip takımın yedek kulübesinin üzerinden laf atardık;"hocam kravat olmamış",ısınan oyuncuya doğru "hoca seni niye oynatmıyor,sana gıcık olm bu hoca" ...
Stad mimarisi kadar bulunduğu bölge bakımından da farklıdır.Ankara'nın en eski ve en sert mahallelerinin bitişiğindedir.Ulaşımı kolaydır.Hele bugün etrafında hızla artan bina ve nüfus yoğunluğunda maç zamanları şehrin kargaşasından kaçacabileceğiniz nadir alanlardandır.
Ankaragücü 1980'lerde 19 Mayıs Stadı'nın tadilatı sırasında bir dönem maçlarını burada yapmış ve bu maçlardan unutulmazlarından biri 86'daki bugün sevgiyle andığımız çok değerli hocamız Ahmet Akçay'ın golüyle kazandığımız Bjk maçıdır.En son olarak Rıza Çalımbay'ın geldiği dönemde devre arasında Rizesporla hazırlık maçı yapılmıştı.Herkes kapalıda yerini almıştı,nostaljik tezahüratlar eşliğinde çok keyifli bir gün olmuştu.Ayrıca maçın ikinci yarısında bir oyuncu girmişti "kim lan bu" sorusuna bir başkasının cevabı "o mu,adı Umut mu neymiş,daha on yedi yaşındaymış bu bebe" olmuştu.Hey gidi Umut...
Birkaç sezon Ankara Demirspor maçlarını takip etmiştik,sırf stadı arada ziyaret için.Takımın zaten Ankaragücü'nden farkı yoktu;oyuncularu takip etmeye çalışıyorsunuz bir bakıyorsunuz devre arasında takımın yarısı değişmiş.Zaten öteki sene takım 3.lige düştü, eeee dedik Ankaragücü'nün ızdırabı yeter üstüne Demirspor ağır geldi dedik,bıraktık sonrasında.Yine de gideriz arada bir.Takım 3.lige düşünce stadın çaycısı bile gelmez olmuştu.Ama gittiğimiz maçlar esnasında tribünde değişik eski taraftar abileri görmek fırsatımız da oldu;bir Demirsporlu 50 yaşlarında abi vardır mesela, ak saçlı falan.Asla tribüne oturmaz,demir merdivenlerin üstünden rakip oyunculara ve hakeme tüm stadın duyacağı şekilde ana avrat,sülale bırakmaz küfür eder.Zaten toplasan 150-200 kişi olur,bütün stadda eko yapar sesi.Bir kaç sefer muhabbet için yanaşalım dedik hemen tersledi,tam sinir abidir kendileri.
Bir başka not ise Duygu ve Berkay'ın yazdığı kitabın kapak çalışmaları burada olmuştur.işte o kitabın kapağındaki resim Cebeci Stadı'nda tasarlanmıştır,o spreyle yazı yazan da Anıl'ın bizzat kendisidir.
Ankara'nın 3.lig takımları olan Ankara Demirspor ve Pursaklar halen maçlarını burada oynamakta.Gelen seyirci sayısı da birkaç yüzü geçmez.İşte bu yalnızlığı birilerini rahatsız etmiştir zaman zaman.1997'de dönemin spor bakanı Yücel Seçkiner ilk adımı atmıştı,dahiyane düşüncesiyle;"şehrin başka bir yerine 35 bin kişilik stadı yapana Cebeci Stadı'nı tapusuyla vereceğiz,üstüne alış veriş merkezi yapsın işletsin".Neyseki Cebeci Stadı bu ilk saldırıyı kazasız belasız atlatmıştı.Ardından Gökçek tarafından benzer girişimler devam etti,vaat edilen stadın büyüklüğü bu sefer 35 binden 50 bine çıktı.En son 2007 yılında belediye meclisinde karar alınmıştı "Sincan'a 50 bin kişilik stad yapılacak,burası yıkılacak" diye.Neyseki halen ayakta ama o tedirgin edici durumu her daim etmekte.Gökçek'e kalsa "şimdi oraya bir alt geçit yaparım,üstüne 8-10 katlı alış veriş merkezi,otoparkı ohh mis gibi,gelsin paralar" diye düşünüyordur.Ama bu işler böyle olmuyor ki;Cebeci Stadı gibi mekanlar bu şehre ruhunu veren yerler.Orada kaç kişinin,kaç neslin hatırası var.Kızılay'ın görüntüsü ortada,hele Gençlik Park'ını yıllardır viraneye çevirdiğin görüntü ortada.Gençlik Parkı'nda taa 1930'larda yapılan tarihi köprüyü yıktırdın ne oldu,eline ne geçti başkan??
Neyse bundan sonrası ağzımızı bozarız anca.
Ama yine de,son kez; Cebeciyi yıkanın....
Not:Biz yine de ihmal etmeyelim Cebeci Stadı'nı ara sıra ziyaret etmeyi.İkinci yarı başlayacak 3.lig playoff maçları burada oynanacaktır.Her ne kadar perşembeleri oynanacak olsalar da değişik takımlar gelecek;Ankra Demirspor ve Pursaklar'ıın da olduğu yükselme grubunda İzmirspor,Göztepe,Maraş,Hatay,Lüleburgaz gibi renkli takımlar bulunmakta.
Sokak Fanzin sayı 1,3 Şubat 2009
Deplasman,Denizli,Votka,Mercimek,Palmiyeler....
Saat 24 suları,Gençlik Parkı önü;
"-Selamın Aleyküm
-Aleyküm Selam
-Merhaba
-Merhaba"
ben- ozzyyler nerde,Anıl,Sıtkı,Sebo,Ahmet???
berkay- Anıl nöbetteymiş,Ozzyy'nin ve Sebo'nun işi çıkmış,Sıtkı'nın kafası bozukmuş.
Ben- ozzyy daha dün akşam radyoda sensiz deplasman otobüsü kalkmıyormuş diye gaz veriyordu bize,Anıl da sanalda estiriyordu.
berkay- ......
ben- neyse....
berkay- ama sabah araba yapacaklarmış"
..........
yolluklar hazırlanır;
"ömer-ne içelim osman?
osman-votka.
ömer-iyi bi yetmişlik alıyorum.
osman-tamam.
Sokak-biz bu minibüse sığmayız.
osman-hele bir herkes binsin arabaya sayalım.bindik mi,4-5 kişi de sıkışsın biraz,heh tamam.
kaptan-böyle olmaz osman,ceza yeriz.polatlı'da çeviriyorlar.
osman-yemeyiz abi,her zaman gittiğimiz yol.
kaptan-valla yeriz osman.
osman-kaptan sen kafanı takma gideriz,konuşuruz biz,hadi sen devam et.
kaptan-yalnız gençlere söyle de yere çöp,izmarit atmasınlar.turist taşıyorum bununla,hadi sigara içsinler ama sakın yere atmasınlar.
ömer-beyler arabayı pisletmiyoruz,kimse yere çöp atmasın.
Sokak-tamam,sen merak etme ömer abi."
polatlı'ya yaklaşılır.
"osman-votka bitti mi ömer??
ömer-bitti,polatlı'da alalım."
yola çıkılır polatlı'da azalan içki sorunu tekrar halledilir.
bitmeyen tezahüratlar eşliğinde yola düşülür.
"uğurcan-yeni beste yaptım dinleyin.
serkan-sen başlat bakalım.
ben-beyler biraz daha alçak sesle bağırın,uyuyan arkadaşlar var (haftada bir gün uykumuz var zaten,millet çoluk çocuk sahibi oldu biz deplasmana gidiyoruz.bebeler de bi susmadı ak)
berkay-hakan abi gel gel,emok'un montuna kusmuşlar.
ben-hadi ya,dur bakayım,of offf,bi gram etrafa da sıçratmamış.
berkay-yeni almıştı montu da.
ben-markaymış da üstelik.zorla getirdik elemanı da,kaptana söyle dursun yıkayalım bir yerde."
Afyon civarı
"-acıktık ya duralım mercimek içelim"
sabah 6.30 stada varış.pazar sabahı in cin top oynayan şehrin stadının civarında bir işportacı abi
İşportacı abi-gençler ne maçı var,nerden geliyorsunuz?
Sokak-biz Ankaragüçlüyüz abi,sen Denizlili misin yoksa?
İşportacı abi-ne denizlisi,onların a.... koyarsınız inşallah.
Sokak-eyvallah abi,kolay gelsin sana."
kaptan-ya arkadaş o kadar söyledim,izmarit atmayın yere diye.şuna bir bakın Allah'ını severseniz,yapılır mı bu??
herkes-lan olm kim attı izmariti yere.kaptan sen merak etme şimdi temizleriz.
kahvaltı için bir kahveye oturulur.kağıt,okey derken;
"ben-berkay ne oldu anıl'ı aradın mı çıkmışlar mı yola?
berkay-telefonu kapatmış.
ben-.....
minibüste kalan cevo'dan telefon gelir;
"cevo-abi polis geldi,herkes buraya gelsin diyorlar
osman-polisi ver bana,merhaba,amirim mi diyeyim memurum mu diyeyim,yani hitap bakımından?hah tamam o zaman amirim bakın ben akrabalarımın evindeyim,arkadaşlar pamukkale'de,sıkıntı olmaz sen merak etme,denizli bizim kardeşimiz zaten"
saat 10.30 civarı
Sokak-içmeyek mi,içelimmmm.
denizlili yardımsever amca-gençler demek hepiniz Ankara'dan maç için geliverdiniz (Egeli şivesiyle).Size içeceğiniz bir yer bulayım.ama içmeseniz olmaz mı,gençler içiveriyorlar sonra olay çıkarıveriyolar.
Sokak-yok dayı sen merak etme biz alışığız"
şehir turu;
"emrahcan-berkay abi şunlar yapma ağaç mı??
berkay-yok,canlı onlar,palmiye ağacı.
10 dk sonra
emrahcan-aynı yapma ağaç gibiler,allah allah..."
stada gidiş, Sokak;
"-berkay abi bi milyon var mı?
-herkes de burdaymış,kemal abiler otobüs yapmış.
-sol kapalı'nın geldiği şaban dayı'nın otobüsü polis parka çekmiş.
-taraftardan çok pankart var ak;tunalı kapalı,anti-x,genç güçlüler,sokak,sol kapalı.
cevo-pankartı asalım.
Sokak-yükseğe astın cevo,millet sahayı göremeyecek.
cevo-bi daha değiştirirsem s...ler,zaten asana kadar ebem s...di.
Sokak-iyi o zaman"
dönüş yolu,Sokak;
"-bir yerde duralım da votka alalım.
-acıktık ya,bir yerde duralım da mercimek içelim.
Uğurcan eşliğinde koro tekrar başlar tezahürata;
(ben-gelirken uyutmadılar,giderken uyutmuyorlar,evde olmak vardı şimdi ak)
Ankara'ya varış vedalaşma;
Sokak-hadi beyler görüşürüz.
......
“osman-ömer bir şişe daha votka vardı,o nerde?
ömer-beyler votkayı kim aldı,heh tamam burda.”
.....
Trabzon'da görüşmek üzere.
Sokak Fanzin Sayı 1,3 Şubat 2009
19 Ağustos 2012 Pazar
Ankara Birası
Osmanlı'da küçük işletmeler harici ilk ciddi düzeyde bira üretimi 1890'lı yılların başında İsviçreli Bomonti kardeşlerce başlar.Feriköy'de kurulan Bomonti Bira Fabrikası'nın ardından yıllar sonra diğer bir ciddi girişim devlet tarafından Ankara'da yapılır ama bu süreç biraz sıkıntılı ve yeni devletin tepe yöneticileri arasında olaylı olur.
Atatürk,Orman Çiftliği'nde bira fabrikasının kurulumuna izin verdiği ve yapımına başlandığı zamanlarda İsmet İnönü'nün eniştesi Kudüslü Abdürrezzak Bomonti Bira Fabrikası'nın idare meclisinde yer almaktadır.Bu yıllarda aynı zamanda Bomonti Fabrikası'nın Osmanlı'dan aldığı imtiyazın müdddeti sona ermek üzeredir.Kudüslü Abdürrezzak İnönü'yü etkileyerek Ankara Bira Fabrikası'nın kurulmasını engellemeye çalışır.İnönü fabrikanın yapım aşamasında Atatürk'e giderek kurulacak tesisin iktisadi olmayacağını söylereyek vazgeçilmesini ister.Atatürk durumu fabrikanın yapımından sorumlu Hasan Rıza Bey'e iletir.Ama Hasan Rıza Bey İnönü'nün iddiasının tam tersi konuşur ve yapıma devam edilir.Atatürk ile Hasan Rıza Bey arasındaki diyaloglar kimi aracılarca İnönü'ye iletilir ve İnönü kendisinden daha alt derecedeki memurların görüşlerinin kabul görmesine sinirlenir.Anadolu Kulübü'nde hızlıca içtiği viskilerin ardından Çankaya Köşkü'ne çıkar.Atatürk'ın rakılı yemekli sofrasına oturur.Sohbet esnasında Atatürk faydalı işler yapmadığını düşündüğü İnönü'ye bağlı ziraat vekilinin görevden alınmasını istemesiyle İnönü zamanının geldiğini düşünerek alkolün de etkisiyle çıkışını yapar;
"Haberim olmadan mütemadiyen vekiller istifaya mecbur ediliyor.Maruzatıma itimat edilmeyerek sözlerim başkalarından tahkik mevzuu oluyor.Devlet işlerine ait bütün kararlar sofrada veriliyor.Gayrimesuler işe karışıyor.Bu gibilerden korkuyorum!”
Atatürk ise; “Ya..Demek böyle.Demek devlet işleri hakkında sofrada,yani sarhoşlukta kararlar veriliyor,demek istiyorsunuz.Öyle mi?Bu nasıl laf?Bu nasıl düşünüş?Bu ne cüret?Maksadını anlıyorum.Pekala.”
Bu kısa tartışmanın ardından Atatürk sofrayı kaldırtır ve yatmaya gider.Sabah olunca ise Atatürk-İnönü arasındaki devlet yönetimindeki ilişki bitmiştir.
Ankara Bira Fabrikası'nın ve bununla birlikta hamam,işçi konutlarının projesi İsviçreli mimar Ernst Egli tarafından yapılmıştır.Egli de kimi zaman Ankara'nın "nazım planını" hazırlayan Alman mimar Hermann Jansen birlikte çalışmıştır.
Fabrikanın tamamlanmasıyla birlikte bir yandan reklam çalışmalarına da başlanmıştır;genel olarak halkı bünyede ağır tahribat yaratan yüksek alkollü içkiler yerine biranın tüketmesine yönelik çalışmalar olmuştur bunlar.Bomonti Fabrikası'nın da Tekel'e devredilmesiyle bir süre sonra devletin ürettiği tüm biraların adı Tekel Birası olmuştur.Tekel Birası'nın üretimine Yozgat'ta kurulan yeni fabrikayla devam edilmiş,Ankara Bira Fabrikası'nda ise bira yerine Ankara Viskisi adı altında viski üretimine başlamıştır.
Tekel Birası acımsılığının yanında has arpa tadıyla her şeyden önemlisi rakiplerinin yarı fiyatıyla halk içkisi olmasının hakkını verdi ama ne yazıkki özel sektörle rekabet edemeyen devlet 1980'lerin sonuna doğru üretimine son verdi.
Ankara'ya ait içeceklerin hikayesi de Çubuk Şarabı,Ankara Gazozu,Ankara Birası ve en son 2000'lerin başında Ankara Viskisi'nin piyasadan kalkmasıyla son buldu.
Kaynaklar:
1-Klıç Ali Anlatıyor-16.17.18-03.1952 Milliyet Arşiv
2-Atatürk Orman Çiftliği’nde Ernst Egli'nin İzleri: Planlama, Bira Fabrikası, Konutlar ve“Geleneksel” Hamam-Leyla ALPAGUT
8 Temmuz 2012 Pazar
Ankara Kitaplığı
Küçük Asya'nın Bin Yüzü: Ankara
Dost Kitabevi'nden Suavi Aydın,Kudret Emiroğlu,Ömer Türkoğu ve Ergi Özsoy'ların ortak yazarlığında çıkmış bugüne kadar yayınlanmış en kapsamlı Ankara kitabı.Ankara'nın coğrafik yapısını,tarihsel gelişimini,sosyolojik değişimlerini Paleolitik dönemden başlayarak Helenistik,Roma,Selçuklu,Osmanlı ve Cumhuriyet tüm tarihler boyunca bize anlatıyor,öğretiyor.Bir bilimsel kaynak olduğu gibi Ankara'ya dair ilginç olaylara da dışardan yazıları da Çerçeve Yazılar olarak kitabın aralarına serpiştirilmiş.Kitap aynı zamanda zengin fotoğraf içeriğiyle de dikkat çekici.Her Ankara severin kitaplığında olmazsa olmaz bir kitap diyelim kısaca.
Efsaneden Tarihe: Ankara Yahudileri
Beki L. Bahar'ın yazdığı bu kitap Pan Yayınları tarafından 2003 yılında yayınlanmıştır.Hem Ankara tarihini hem Ankaralı Yahudiler'in hayatını çok duru bir Türkçe ile anlatan güzel bir çalışma.Bugüne sadece birkaç Yahudi evinden ve saldırılardan ötürü yüksek duvarlarla çevrilmiş sinagogu kalan Ulus'taki 500 yıllık Yahudi Mahallesi'ni,Gençlik Park'ına dikilen ağaçların,Şengül Hamamı ve daha birçok hikayeyi Beki L.Bahar'ın anlatımıyla okumak çok keyifli.
Ankara Kabadayıları
Aynı isimde Halil Soyuer ve Kazım Dayıoğlu yazarı olduğı iki kitap var,sanırım ikisi aynı kitap ve gerçek olan kişi Halil Soyuer.Diğeri takma isim olsa gerek. Ben Kazım Dayıoğlu imzalı olanı okudum.Hacettepe mahallesinin merkezde olduğu Aktaş,Atıfbey,Çinçin ve Yenidoğan çevresinde geçen,Numune Hastanesi,cezaevi veya Cebeci Mezarlığı'nda sonlanan hikayeler,Sarı Veli,Kürt Cemali,Boşnak Selim,Kabadayı Mehmet,Karagöz Kemalleri öğrenmek için güzel bir kaynak.Yalnız kitapçılarda değil sahaflarda bulunabilir durumda olduğunu bilmelisiniz.
20'li yılların bozkır kasabası ankara
Burçak Evren'in yıllar yıllar önce Milliyet Yayınları'ndan çıkmış daha çok görsele dayalı kitabı.Bozkır ve kasaba ifadeleri Ankara için ne kadar sakat olsa da cumhuriyetin ilk yıllarının fotoğraflarını görmek için güzel bir derleme diyebiliriz.
Bir Zamanlar Ankara
Büyükşehir Belediyesince bastırlılan Ozan Sağdıç tarafından hazırlanan yine görsele dayalı Ankara'nın eski fotoğraflarının yer aldığı daha çok albüm tarzında bir kitap.
Ankara'da Sinemalar Vardı
İnal Karagözoğlu'nun bir sinema emekçisi olan Behiç Köksal'ın anılarını yazıya döktüğü önemli bir kitap.Ankara'nın özellikle Sakarya Açık Hava ve Büyük Sinema gibi eski sinemalarında yaşanılan hatıraları okumak oldukça etkileyici.
İki Şehrin Hikayesi:Ankara-İstanbul Çatışması
Ankara'nın başkent olmasıyla başlayan çatışmanın farklı yazarların farklı tarafları savunan yazılarının Seyfi Öngider tarafından derlenen Aykırı Tarih'in yayınladığı bir kitap.Makale sahipleri olarak Orhan Koloğlu,Metin Çulhaoğlu,Tevfik Çavdar,Mehmet Altan,M.Ali Kılıçbay,Ahmet Çakmak,Yusuf Eradam ve Veysel Sarısözen var.İstanbul merkezli medya ve sermaye tarafından oluşturulan bozkır,dünkü kasaba,devletin olumsuzluklarının simgesi çevresinde gelişen tartışmaları okumak güzel.
Kürdün Meyhanesi
Fahir Aksoy'un Can Yayınları'ndan çıkan 1950lerin Ankara'sından bir mekanın hikayesi.Ulus Posta Caddesi'nde olan ama bugüne kalmayan,asıl ismi Yeni Hayat Lokantası olan ama Kürdün Meyhanesi olarak nam salmış Ankara'nın siyasi ve sanat çevresince bir dönem meşhur mekanı.Kimler takılmamışki;Orhan Veli,Cahit Sıtkı,Çetin Altan,Cihat Burak,Fikret Otyam,Ceyhun Atuf Kansu,Mehmed Kemal ve daha niceleri.Müdavimlerinden ötürü sivil polisi eksik olmayan bir mekan ayrıca.Orhan Veli Montör Sabri şiirini de burada yaşananlardan ötürü yazmıştır.Mutlaka okunması gereken bir Ankara mekanının hikayeleri.
Genç yaşta yitirdiğimiz özgün ve duru diliyle önemli yazarlarımızdan Sevgi Soysal'ın 1970lerin Ankara'sında geçen romanı.Adana Cezaevi'nde kaldığı zaman içerisinde arkadaşlık,dostluk,kardeşlik ilişkileri,siyaset,namus temalı bu romanı 1974 Orhan Kemal ödülünü de almıştır.
Ankara
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yazdığı bu roman cumhuriyetin ilk yıllarının Ankara'sından kesitler sunuyor.Cumhuriyet ile birlikte kadının gelişen rolü,modernlikle birlikte gelen çıkar ilişkilerinin Ankara özelinde konu ediniyor.
Ve diğerleri;
Cumhuriyet'in Ütopyası:Ankara-Funda Şenol Cantek-Ankara Üniversitesi Yayınevi
Ankara 1920-Celal Hafifbilek-Telos Yayıncılık
İlkçağda Ankara-Afif Erzen-Türk Tarih Kurumu Yayınları
Antik Ankara-Haluk Sargın-Arkadaş Yayınları
Ankara,Mon Amour!-Şükran Yiğit-İletişim Yayınevi
Sanki Viran Ankara-Funda Şenol Cantek-İletişim Yayınevi
Yitik Kent Ankara-Gültekin Emre-Heyamola Yayınları
Kadın Öykülerinde Ankara-Efnan Dervişoğlu-Sel Yayıncılık
Başka Kent Ankara-Feridu Büyükyıldız-Phoenix Yayınevi
Yaban'lar ve Yerliler Başkent Olma Sürecinde Ankara-Funda Şenol Cantek-İletişim Yayınevi
Burası Ankara-Kurthan Fişek-Phoenix Yayınevi
Ne demek Ankara:;Balgat,niye Balagt!?-Önder Şenyapılı-ODTÜ Yayıncılık
Ankara Tarihi I-II-Avram Galanti-Çağlar Yayınları






















