5 Mayıs 2014 Pazartesi

Ankara'dan Galatlar Geçti

Anadolu'da yüzlerce halk yaşadı.Kendi halinde yaşam derdinde tarım,hayvancılıkla uğraşıp bunun yanında sanatla uğraşanlar,üretim faaliyetleri yanında yaşadıkları dönemler gereği savaşanlar gibi yaşam tarzı sadece yağma-barbarlık olan acımasız halklar da yaşadı.Thrak'ler,Kimmerler,İskitler gibi bu barbar halklar arasında belki de en ilginci Ankara tarihinde de önemli bir rolü olan Galatlardır.
Galatlar Güneydoğu Avrupa'dan gelen bir Kelt boyudur aslında.Galatlar Avrupa'nın güneydoğusunda yaşarken zamanın meşhur Makedon kralı Büyük İskender Galatların savaşçı ünlerinden dolayı korkudan öte hayranlık duygusuyla kendileriyle iletişime geçer ve savaşmak istemediğini belirtir.Büyük İskender Galatlı yetkilileri ağırlarken “En çok neden korkarsınız?” diye sorar,onların cevabı ise “Yalnızca gökyüzünün başımıza yıkılmasından.” olur.
Aristoteles Galatlar için “Entellektüel eğilimleri eksik” demiştir,öğrencisi Platon ise savaşçı ve haddinden fazla şarap içtiklerini belirtmiştir.
Tarihçiler Galatların acımasız sert yapılarının ilk yaşam yerlerinin yüksek dağlık,iklimi zorlu yerler olmasından kaynaklandığını söyler.Eğer savaşı kaybetmişlerse diğer halklar gibi savaş sonrası geri dönüp ölülerini almaya gelmezlermiş.Bunun da nedeni ölümün kendileri için önemli olmadığı ve düşmana bir gün geri döneceğiz mesajı vermek olduğu söylenmiştir.
Galatlar Anadolu'ya girişleriyle iktidar boşluğu olan Kızılırmak ile Sakarya ırmakları arasındaki bölgeye yerleşirler ve buraya da Galatya ismini verirler.Buraya yerleştikten sonra da çevre halklara zarar vermeye devam etmişlerdir.Saldırmadan önce vergi adı altında haraç istemişlerdir,vermeyenlere ise en acımasız şekilde yağmalama yoluna gitmişlerdir.Temel geçim kaynakları yağmacılık ile paralı askerlik ve çobanlıktır.Tarım bilmezler,etten başka bir şey yemedikleri için savaşçılığın yanında çobanlık yaparlarmış sadece.
Pontus Krallığı için Mısırlılara karşı paralı asker olarak savaştıkları dönemde savaş ganimeti olan çapa aynı zamanda “Ancyra” anlamına gelir.Ve Galatlar da Ankara'ya bu savaş ganimetinden esinlenerek Ancyra ismini verirle.Eski bazı kaynaklar Ankara'yı Galatların kurduğunu söylese de Ankara daha önce zaten önemli bir yerleşim yeriydi,özellikle Frigler döneminde.
Romalılar iyi ilişkiler içerisinde oldukları Batı Anadolu krallıklarına Galatların sonu gelmeyen yağmalamaları üzerine harekete geçer.Neticede Anadolu'ya girerek Galatyayı kanlı savaşlar sonrası tarihten sürer.Sarışın,mavi gözlü,iri cüsseli Galat halkı bir süre Roma İmparatorluğu himayesinde yaşasa da zamanla diğer halklar arasında kaybolurlar.

10 Ocak 2014 Cuma

Mezarına gömsünler sizi

Yine bir hafta arası hadi Perşembe günü diyelim,aylardan da Nisan olsun mekan da meşhur Ulus'taki Karpiç olsun.Cemal Süreya Metin Altıok'la haftalık rakılarını içmektedirler,mesai bitimi.Üstelik İstanbul'dan misafirleri Edip Cansever de oradadır.
Hal hatır sormalar,günlük şikayetler,memuriyetin sıkkınlığı ve bıkkınlığı,üstelik memleketin karışık halleri derken sohbet uzadıkça uzar.Yine zorlu bir Ankara kışının sonrasıdır,baharın gelişi keyifle karşılanmaktadır.Hava karardıkça ortam serinler gibi olur ama o zor kışın ardından bu durum herkese Temmuz gibi gelir.
Sohbet koyulaşır ama Cemal Süreya'nın gözü iki masa ötede çaprazdaki çifte takılır.
İsimleri Nazif'le Gülsen olsun.Cemal Süreya bir yandan sohbete devam eder bir yandan çapraz iki masa ötedeki çifti incelemeye devam eder.Belli ki Nazif uzun kur süresi sonrası Gülsen'e açılmıştır,Gülsen de ondan hoşlanmıştır.Öyle taze çift de değillerdir halbuki,en azından otuzlarını aştıkları aşikardır.
Sonra masadaki muhabbete odaklanır tekrar Cemal Süreya,ölüm üzerine konuşmaktadırlar Edip ile Metin.Bir müddet dinler,hatta bir iki laf da eder konuya dair.Sonra tekrar çaprazda iki masa ötededir gözleri.
O zaman der insanoğlunun,(ki biz hep olumsuzlamışızdır o mekanı) mezarı böyle olsun,dört mevsim aşk meşk olsun olsun diye içinden geçirir.
Yıllar yıllar sonra ise Fazıl Say Cemal Süreya'nın şiirinin neşesinin,esprisinin üzerine bestesini kondurur Serenad Bağcan'ın yakışır sesiyle üstelik.

DÖRT MEVSİM
Bahar mezarına gömsünler sizi
Yapraklar gibi buluştunuzdu
Kokular gibi seviştinizdi
Bahar mezarına gömsünler sizi

Yaz mezarına gömsünler sizi
İlk kezmiş gibi buluştunuzdu
Son kezmiş gibi seviştinizdi
Yaz mezarına gömsünler sizi

Güz mezarına gömsünler sizi
Salkımlar gibi buluştunuzdu
Ağular gibi seviştinizdi
Güz mezarına gömsünler sizi

Kış mezarına gömsünler sizi
Sokaklar gibi buluştunuzdu
Çarşılar gibi seviştinizdi
Kış mezarına gömsünler sizi