24 Temmuz 2013 Çarşamba

Xozat Yolları

Tanışıklığımız çok eskiye dayanmıyordu,hatta kısa bile denilecek yaklaşık iki yıllık bir geçmişi vardır.Ama epey anımız oldu,hem de hayatımızın en güzel Haziran günlerinde.Herkesin bildiği gibi kısaca hiç kalp kırmayan,hep yüzü gülen,mazlumu seven kollayan sadelikte bir insandı.Tufan’ın dediği gibi bizim sevmeyenimiz vardır ama onun yoktu.Benim yaşlılığın verdiği huysuzluktan olsa gerek bazen ters çıkışlarıma hiçbir zaman ters davranmadı.Tepkisi her zaman boynunu eğerek espriyle gülerek “garibanız abi,yolumuzdayız baba sultan” vs olurdu.O kadar da pis sarhoşluğumu gördü ama kötü bir şey asla söylemedi,sadece yumuşak bir iki sözle biraz daha sakin minvalinde uyarısı olmuştur,olduysa.
Tavlada hep yendi,çünkü hilebazdı zar tutardı.Yazı tura oynardık yazı derdim,tura gelirdi,tura derdim yazı gelirdi.Bilirdi oyunda hile yapmasını,çünkü Keçiören’in gecekondu çocuğuydu,kenar mahallelerin kahve ortamını bilirdi.Ama hiçbir zaman insanlara hile yapmazdı,yapmadı.
31 Mayıs günü Gezi Park’ına müdahaleden sonra Tunalı’da toplanılacağı haberinden sonra,bizim Ankaragüçlülerin herhangi bir durumda akıllarına ilk gelen pankart yapmak olduğu için pankartı yapmak için mekan aradık,tabi ilk aklımıza Mesken geldi.Biraz yerler batabilirdi,neyse Fuat’ın yanına geldik durumu izah ettik ve izin istedik, tepkisi gülerek “illegal olmak üzere her pankartı yapabilirsiniz” oldu.Gece boyunca bize yardım etti sonra.Ethem’in cenazesi için yaptığımız “yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler” pankartı için daha sonra yine oradaydık.
Haziran Direnişi’nin 2.günü 1 Haziran’da biz siper almışken o çıkagelmişti arkadaşlarıyla.Ziya Gökalp’te,daha Kızılay’girilmemişken atıldı en öne geçti,arkasında siper almış ve çok daha gerilerdeki ürkek insanlara “gelsenize,tamam aldık,hadi gelin” sesleriyle cesaretimiz oldu.
2 Haziran Pazar günü ise Haymana’ya Hıdrellez şenliklerine daha önceden planımız üzerine gittik beraber.Ama aklımız Kızılay’daydı.Vardığımızda ise çatışma haberleri gelmeye başlamıştı.Fuat’ın tepkisi yine benzerdi “hadi çabuk yiyin yemeğinizi,çocuklar çatışmaya başladı”.Sonra hızlıca Ankara’ya gittik ve beraber Kızılay’a girdiğimizde Fuat yine fırladı hiç düşünmeksizin en öne ve kaybettik birbirimizi.Daha sonra vurulduğunu ve kolunun kırıldığını öğrendim.Sonradan bana korkak diye takıldı,ben de ona beceriksiz diye takılmıştım.
Cenaze töreni için Batıkent Cemevi’ne gittiğimizde Alevi dedesinin konuşması herhangi ya da alıştığım bir din adamının konuşmasından farklıydı “binlerce defa ölüp yaşayacağız,her bir bitkide böcekte yeniden doğacağız” gibi konuşması ileri derecede felsefi,biyolojik anlamlar içeriyordu.
Aslında cenaze ile Hozat’a gitmeye pek niyetim yoktu,çünkü açıkçası gidiş-geliş çok uzaktı gözüm yemiyordu.Ama gidecek birkaç arkadaşın abi “geliyor musun” sözlerinin ardındaki gözlerindeki “gelsene” bakışı gitmem gerektiğini gösteriyordu ve “tamam” dedim.Çok da iyi oldu gitmem.Fuat’ın yoldaşları,arkadaşları da beni ayrı kolladı hep yol boyunca.Sigara içme yasağı kararı alındı ama “abi sen içebilirsin” dediler.Önce karşı çıktım herkesle ortak hareket edeyim dedim ama ne yazık ki onlardaki disiplinden bende eser yoktu.
Sonra çıktık Dersim yoluna,bizim haritada Tunceli diye bildiğimiz ama Dersimlilerin Dersim dediği yere doğru.İnsanın doğduğu,atalarının yaşadığı yerin ismini değiştirmenin ne demek olduğunu anlaşılması için çoğu insanın başına gelmeden öğrenmesi için Ora’ları bir görmesi lazım.Xozat ise Kürtçe de X’in H olarak okunması nedeniyle büyük oranda kurtarmıştı kendini,ama Fuat’ın köyünün asıl ismi olan Cemolar’ın Balkayalar olarak değiştirilmesinin ise herhangi bir sebebi yoktu,zaten devletlumuzun bir sebebe de ihtiyacı yoktu.
Fuat’ın Keno’nun,Fuat’ın tabiriyle Rutkay’ın hep çağırdığı Dersim’e böyle sebeple gitmek acıydı ama birçok şeyi de yerinde gördüm.Sabah,daha güneş doğmamışken Keban barajının kıyısındaki Pertek’e feribotla geçmek için vardığımızda Ana’nın Kürtçe ağıtları kendimi Yılmaz Güney’in filminde hissetmeme neden oldu,ama her şey gerçekti.
5.30 gibi Xozat’taydık,bizi bekleyen akrabalar hemen kahvaltı hazırladı.Daha sonra Mesken’den tanıdığım Orhan beni gezdirdi,geçmişten bahsetti.90’ları anlattı,günlerce evden çıkamadıklarını,tarlaya 7 kişinin gün boyunca çalışmaya gittiklerinde askerin sadece 5 ekmeğe izin vermesini,işkenceleri vs.
İlçenin görüntüsü ortadan geçen derenin iki yakası nedeniyle farklıydı,dere boyu ve civarı devlet tüm varlığıyla çökmüştü;emniyet müdürlüğü,jandarma komutanlığı,özel harekatı ve lojmanlarıyla.Karşıda dağın çorak yamacını ise coğrafyanın asıl sahiplerine bırakmıştı.Bir de devletlum bulunduğu yerin ardındaki tepeler karşısındaki halka ders anlamında çeşitli yazılamalar yapmış “At-Vur-Övün”,”Ne mutlu Türküm diyene” vs gibi.
Cenazeyi köye götürürken devletlum konvoyun arkasından gönderdiği akreple ince düşünceliliğini yine eksik etmedi.
Sonra,sonrası işte malum….